Kandırıldım!

Ben korku filmi kategorisini çok gerekli bulan bir insan değilimdir. Yani; gerilim, macera, fantastik kesinlikle candır ama ne bileyim korku gereksiz bir aksiyon yani benim için. Sonuçta ben arabasını kapalı bir otoparkın -4. Katına park eden bir insanım her gün. Psikopata bağlayıp arabadan asansöre gidene kadar çıt sesine darlanıp “Arkamda biri mi var?” hissiyle yaşamak istemiyorum normal olarak.

KANDIRILDIM!

Aslında izlemek istediğim bütün vizyon filmleri hakkında bilgim vardır fakat dün biraz farklı bir şekilde sadece adını bildiğim bir filme gittim daha doğrusu farkında olmadan “GÖTÜRÜLDÜM!”  O yüzden sevgilerimi sunmayı bir borç bilirim KENDİLERİNE!

SPLIT (PARÇALANMIŞ)

Psikolojik gerilim tadındaki bu korku filmini cidden oldukça başarılı bulduğum için, gerçek mi değil mi diye ufak çaplı bir araştırma yaptım. İlk olarak filmin konusunu özet geçeyim sizlere; “Çoklu Kişilik Bozukluğu‘ndan mustarip genç adam Kevin’ın 23 ayrı alter egosu vardır. Bu alter egoları arasında en baskın olanı da suça meyilli olan bir karakterdir. Market çıkışında 3 kız arkadaşı kaçıran Kevin, onları bodrumuna hapseder. Farklı alter egoları aracılığıyla kızlarla farklı ilişkiler kuran adam kızların varlığı ile yavaş yavaş dağılmaya başlar. Farklı alter egolarının çarpışması ile iyice kafası karışmaya başlayan Kevin tehlikeli bir hal alır. Kızlar kurtulmanın yolunu ararken hem Kevin’ın tehlikeli alter egolarını tetiklemekten kaçınmaya hem de onun iyi niyetli alter egoları aracılığıyla kaçış yolunu bulmaya çalışırlar.”


Evet, değişik bir konusu var bu filmin. Ama beni asıl meraklandıran olay “Çoklu kişilik bozuklukları” olayının ne kadar ileriye gidebildiğiydi. Yani cidden insanın içindeki bir kişilik şeker hastası olup insülin kullanıyorken, diğer kişiliği 9 yaşındaki bir çocuk olup devamlı şeker yiyebilir miydi? Ve ya; bir kişilik alerjisi olduğu bir gıda maddesini yediğinde komaya giriyorken, diğer kişiliği hapur hupur yediğinde aynı maddeyi etkilenmiyor muydu? “Sonuçta bende alerjisi olan bir insanım ve belki bir kişilik daha ekleyip kendime yer içer dolaşırım her şeyi” gibi saçma düşünceler içindeyken, biraz araştırma yapınca bu durumun ne kadar ciddi bir durum olduğunu keşfettim.

İşte, benim gibi bu konuya ilgi duyanlara “Çoklu kişilik bozukluğu” hakkında bilgiler…

Çoklu kişilik bozukluğu sergileyen hastalarda, davranışları kontrol altına alan iki ya da daha fazla farklı kimlik söz konusudur. Bu kimlikler davranışların denetimini tekrarlayan biçimde ele geçirirler. Aynı zamanda önemli kişisel bilgilerin geniş çaplı biçimde anımsanmaması da çoklu kişilik bozukluğunun tipik özelliklerinden biridir. Çoğul kişilikte tamamen farklı kişisel geçmiş, benlik özellikleri ve isimler olabildiği gibi, diğer kimliklerden kısmen farklı ve bağımsız kimlikler de bulunabilir. Çoğu vakada kişinin gerçek adını taşıyan kimlik ev sahibi kimlik olarak isimlendirilir. Ev sahibi kimlik en iyi uyum gösteren ve özgün kimlik olmak zorunda değildir.

Diğer kimliklerde cinsiyet, yaş, el yazısı, sağ ya da sol el kullanımı, konuşulan dil, genel kültür, duygusal yapı gibi akla gelebilecek her türlü farklılıklar gözlenebilir. Bir kimlik çok mazbut, saygı değer, beğenilen özellikler gösterirken, diğer kimliğin sapkın, sadist, her türlü kötülüğü yapabilecek özellikler göstermesi mümkündür. Çoğu kez birincil kimlikte baskılanan gereksinim ve davranışlar öteki kimliklerde sınırsız sergilenir. Kimlikler arası geçişler saniyeler içinde olabilir. Kimlikler birbirleri hakkında çok az şey bilirler. Kimliğin ve bilincin bütünlüğünün yitirilmesi bunun sebebidir.

Depresyon, kendini yaralama, tekrarlayan intihar girişimleri, hayal görme, baş ağrıları, dengesiz davranışlar gibi eylem ve bulgulara çoğul kişilik bozukluğunda sıklıkla rastlanır. Travma sonrası stres bozukluğu belirtileri, madde kullanımı ve bağımlılığı, depresif bozukluk ve sınırda kişilik bozukluğunun çoğul kişilikle eş zamanlı olarak görülmesi oldukça sıktır.

Dissosiyatif kimlik bozukluğu kadınlarda erkeklere oranla 5-6 kat daha fazla görülür. Çoğu vaka çocukluk döneminde başlasa da tanı konması ergenlik ve genç yetişkinlik dönemlerini bulur. Çocukluk döneminde cinsel tacize uğrama etyolojideki en büyük sebeptir. Psikiyatrik olarak çoğul kişilik saptanmış vakaların yaklaşık yarısında 10’ un üzerinde kimlik görülmüştür. Çoğul kişilik bozukluğu genellikle hipnoz sırasında saptanır.

Çoğul kişilikli birçok insan öteki kimliklerin varlığından ve yaşadıklarından tümüyle habersizdir. Bazı vakalarda kimlikler arasında kısmi bağlantı olabilir. İkinci kimlik birinci kimliğin duygusal yaşantısını anımsamasa bile, olayı hatırlatan işitsel ya da görsel bir uyarı kişide o yaşantıya ait bir tepki vermesine yol açabilir ve kişi bu tepkiyi nasıl verdiğine şaşırır.

Kaynak: http://www.antalyapsikiyatri.com

Çoklu Kişilik Bozukluğu Yaşayan ve Psikoloji Tarihinin En Ünlü Vakası: SYBIL

“Sybil, 1973 yılında Flora Rheta Schreiber tarafından, Doktor Cornelia B. Wilbur ve hastası olan Shirley Ardell Mason’ın terapi seanslarını referans alarak yazılan bir romandır. Kitapta Shirley Mason’ın ismi, kimliğini korumak amacıyla, o dönemde Sybil Dorsett olarak adlandırılmıştır. Bu olay ‘çoklu kişilik bölünmesi’ hakkında belgelenmiş en önemli vaka olarak dikkati çekmiştir. Pek çok kere filme uyarlanan öykünün bu kadar dikkat çekmesinin en önemli nedeni Sybil’ın tam 16 ayrı kişiliği olduğunu iddia etmesidir. Ayrıca bu kişilikler arasında iki erkek ve bir tane de bebeğin olması oldukça şaşırtıcıdır.  Romanda belirtildiği üzere, Sybil’ın erken yaşlarda geçirdiği tramvalar bu kişilik bölünmelerine neden olmuştur. Genel itibarıyla roman, Doktor Wilbur’un ilk olarak sodyum amital daha sonra da hipnoz yöntemlerini kullanarak Sybil’ın diğer kişilikleriyle iletişime geçmesi ve hayatı hakkında bilgi toplamasını anlatır.

Sybil’ın hikayesinde bizi şaşırtan esas konulara değinecek olursak eğer; bu hikayenin baş kahramanlarından Shirley Mason, romanın sonunda da belirtildiği üzere, iyileşmiş ve göğüs kanserinden vefat edene kadar çoklu kişilik bölünmesi şikayeti olmamıştır. Romanın best seller olarak satması ve ardından televizyon filminin çekilmesiyle birlikte çoklu kişilik bölünmeleri kapsamında istatistiksel bir değişim gözlenmiştir. 1980 yılından kitabın yazımına kadar olan vaka sayısı 200 iken, bu tarihten itibaren 1995 yılına kadar olan vakaların sayısı 40.000’e ulaşmıştır.”

Kaynak: https://3aymun.wordpress.com

Bu tarz filmlerden hoşlananlar mutlaka izlemeli bu filmi. Sizi de benim kadar etkiler mi bilemiyorum ama olayın” abartılmadan” beynin bir oyunu olduğunu ve insan beyninin isterse neler yapabileceğini bilerek giderseniz eminim etkilenmeniz artacaktır.

İşte sizlere “Çoklu kişilik bozukluğu”nun anlatıldığı “Bence” en iyi 10 gerilim filmi

Psycho (Alfred Hitchcock, 1960)

American Psycho (Marry Haron, 2000)

Black Swan (Darren Aronofsky, 2010)

Fight Club (David Fincher, 1999)

A Beautiful Mind (Ron Howard, 2001)

Shutter Island (Martin Scorsese, 2010)

Misery (Rob Reiner, 1990)

Safe (Todd Haynes, 1995)

Spider (David Cronenberg, 2002)

The  Tenant (Roman Polanski, 1976)

Sizlere; bol gerilimli, bol koltuğa yapışmalı ve bol etkilenmeli seyirler arkadaşlar…

Şeyda TANYER

 

 

 

Written By
More from MagClassico

Dünyanın En Pahalı Evlenme Teklifleri Burada!

Evlenme teklifi denilince akla gelen ilk şey yüzüktür muhtemelen. Beyler her ne...
Read More

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir